Sıfırın Tarihçesi

0 0

Sıfırın Tarihçesini Hiç Düşündünüz mü

Bir insan yedi bin sayısını düşünmek için yediden sonra üç tane sıfıra ihtiyaç duyar. Eğer bir tanesi eksik olursa yedi bin yerine yedi yüz olur düşündüğümüz sayı. Tabi bu şu an kullandığımız sayı sistemi için geçerli. Yüzyıllar boyunca insanlar çoklukları belirtmek için çeşitli semboller kullanmışlardır. Bu kullandığımız sayı sistemi ise bize aritmetik hesaplamaları kolayca yapmamızı sağlamıştır.

Sayma sistemini ilk olarak Sümerler hayvanlarını saymak için kullanmıştır. Daha sonra bu Babiller için temel oluşturmuştur.  Milattan Önce 2000’li yıllarda bazı sayılarda sütünları boş bırakmışlardır ve bu sıfırın icadı için güzel bir başlangıçtır. Daha sonra Hindistanlılar sıfırı fikir olarak ve sembol olarak anlamaya yaklaştılar.

Brahmagupta milattan sonra 650 yıllarında sıfır ile yapılan işlemler hakkında kuralları yazarak bir gelişme sağladı. Fakat bir hata yaptı. O hata sayıların sıfıra bölünmesi hakkındaydı. Bu hata Isaac Newton ve Leibniz tarafından düzeltildi.

Arap seyyahlar Hindistan seyahatleri sonucunda Brahmagupta’nın kağıtlarını getirdiler. Böylece sıfır milattan sonra 773 yılında Bağdat’a gelmiş oldu. 9. Yüzyılda Harizmi sıfıra eşit olan denklemler üzerinde ilk çalışmaları yaptı. Daha sonra sıfıra ‘sifr’ ismini koydu. 879 yılında ise sıfır şu an gösterildiği şekilde oval şekilde gösterilmeye başladı fakat diğer rakamlardan küçük yazılıyordu. Daha sonra Endülüs Devleti’nin İspanya fethi sırasında sıfır nihayetinde Avrupa’ya ulaştı.

Daha sonra İtalyan Metematikçi Fibonacci, Harezmi’nin çalışmalarını 1202 yılında Liber Abaci, Abacus book, kitabında yayınlamıştır.

Rene Descartes’in Kartezyen koordinat sistemini bulup, başlangıç noktasını (0,0) olarak belirlemesiyle sıfır daha çok kullanılan ve bilinen bir olgu olmaya başladı.

Sıfır ile toplama, çıkarma, çarpma gibi işlemleri yapmak basit ilen bölme işlemi biraz kafa karıştırıcı bir işlem. Mesela iki tane elma içinde sıfır elma ne kadar var. Bir başka problem ise, bir arabanın hızını hesaplamak. Yani bir araba yolda giderken trafik ışıklarında durması gerekebilir ya da otobanda hızlanması gerekebilir. Bu arabanın ortalama hızını hesaplamak için sıfıra ihtiyacımız var. Anlık bir hızı bulmak için hızın değişimini belli bir zaman aralığına bölmek gerekir. Bu yüzden anlık bir hızı bulmak için de zamanı iyice küçültmemiz gerekir. Bu da bizi sıfıra yaklaştırır ve karşımıza belli bir sayının sıfıra bölünmesi çıkar ve Brahmagupta’nın problemine geliriz tekrar.

1600’lü yıllarda Newton ve Leibniz bu sayıların sıfıra yaklaşma problemi üzerinde çalışarak Analiz sahasınının temellerini atmışlardır. Bu da Mühendislik, fizik ve ekonomi alanında gelişmeleri sağlamıştır.

Dolayısıyla sıfırın gelişimi uzun süren bir süreçte meydana gelmiştir ve sonunda sıfır teriminin iyi anlaşılmasıyla yüksek matematiğe faydası olmuştur. Bunun sonucunda da diğer bilimler bu ışıktan faydalanmıştır. Çünkü matematik global bir dildir ve üzerine katarak ilerler.

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.