İnsan Beyni Araştırmaları Tarihsel Gelişimi

Arkadaşlarınız ile Paylaşın
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

İnsan beyni araştırmaları hakkında detaylı bilgi için yazımızı okuyabilirsiniz.

İnsan Beyni Araştırmaları

İnsan beyni, birçok sırrı barındıran gizemli bir yapıdır. İnsan beyni araştırmaları asırlardır süre gelen çalışmalardır. Bu yazıda insan beyni araştırmalarının tarihsel gelişimi hakkında bilgi vereceğiz.

Bu bilgilere geçmeden önce eğer beynin bölümleri ve görevleri hakkında bilgi edinmek istiyorsanız buraya tıklayarak ilgili yazıya ulaşabilirsiniz.

İnsan Beyni Araştırmaları Tarihçesi

Hipokrat-MÖ 425

Milattan önce 5. yüzyıla kadar, insanın beyin gibi bir organa sahip olduğu düşünülmemekteydi. Onun yerine kalp organının insandaki duygular ile birlikte diğer fonksiyonların kaynağının kalp olduğu düşünülürdü.

Bu düşünceyi tıbbın babası olarak bilinen ve günümüzde doktorların mesleğe başlamadan ettikleri yeminin sahibi olan Hipokrat kırmıştır. Hipokrat, milattan önce 425 yılında “Kutsal Hasatlık Üzerine” isimli eserinde, “zevklerimiz, neşemiz, kahkahamız ve şakalarımızın yanı sıra kederimiz, acımız, yasımız ve gözyaşlarımız beyinden ve sadece beyinden kaynaklanır. ” diyerek insan beyni araştırmaları hakkında yapılan uzun yolculuğun ilk adımını atmıştır.

Bergamalı Galen- MÖ 210-130

Yukarıdaki bölümde de anlattığımız gibi, Bu yıllara gelene kadar düşüncenin kalpte olduğu görüşü yaygındı. Her yaygın görüş gibi bu görüşü de çürütmek ancak sansasyonel bir olayla olabilirdi. İşte Galen, bu olayı meydana getiren bir bilim adamıdır.

Galen, bir domuz üzerinde halka açık bir gösteri yapmıştır. Dönemin ünlü politikacılarını ve felsefecilerini de bu deneyi izlemeye davet etmiştir. Galen, hayvanın ses kutusuyla beyni arasındaki sinir bağlantısını kesmiş ve hayvanın ses çıkarmadığını göstermiştir. Bu olay, o gün için çok esrarengiz bir olaydır. Aynı zamanda bilimde çığır açmıştır. Çünkü o günde değin zihnin beyin tarafından değil kalp tarafından yönetildiği düşünülmekteydi.

1543 Yılı

Bu yıla geldiğimizde, Rönesans anatomi uzmanı Andreas Vesalius, “İnsan Bedeninin Dokusu Üzerine” isimli eserinde o güne kadarki en ayrıntılı insan beyni diseksiyonlarını gösterdi.

1663 Yılı

1652 yılına geldiğimizde hala, beynin düşünce kapasitesinin iç yağının kapasitesiyle orantılı olduğu iddia edilmekteydi. Bu inanışı alt üst eden en etkili beyin diseksiyonunu yapanlardan biri İngiliz Hekim Thomas Wills’ti. 1663 tarihli, “Beynin Anatomisi” adlı kitabında, karmaşık zihinsel işlemlerin serebral korteks tarafından yürütüldüğüne dair mantıklı görüşler öne sürmüştü. Bugüne kadar ise beynin bu kısmı işe yaramaz bir kabuk olarak görülmüştü.

1803 Yılı

1803 yılına geldiğimizde bir başka halka açık deney meydana gelmişti. Bu deneyde ise domuz yerine ölü bir insan kullanılmıştı. Bu ölü insanın beynine elektrik uygulayarak yüz kaslarının nasıl kasıldığı gösterildi. Bu deneyi yapan kişinim ismi Giovanni Aldini, denek olarak kullandığı kişinin ismi ise Forster.

Bu deney halkın sinir iletişiminde elektriğin oynadığı rolü anlamasını sağladı.

1861 Yılı

İnsan beyni araştırmaları tarihi sırasında doğuştan beyinde bir bozukluğu olan hastalar önemli rol oynamaktadır.

1861 yılına geldiğimizde, zihinsel işlevlerin beynin belli bölgelerinde olduğu gerçek yerine, beynin her bölgesine heterojen olarak dağıldığı düşünülüyordu. İşte bu fikrin çürütülmesinde Adı Louis Victor Leborgne olan hasta büyük rol oynadı. Bu hasta doğuştan hastaydı ve söyleyebildiği tek kelime “tan”dı. Otopsi sırasında Fransız Nörolog Paul Broca, bu hastanın beyninin sol frontal korteksindeki bir bölgede bir hasar olduğunu gördü. Bu hasarlı bölgenin konuşmada önemli rol oynadığı sonucuna vardı. Bu bölgenin bugünkü adı da Broca Bölgesidir.

Bir başka ünlü hasta ise 1848 yılında bir demiryolu kazası geçiren işçi Phineas Gage. Bir demir çubuğu beyninin ön kısmını delip geçmiştir. Bu olaydan sonra kişiliği tamamen değişmiştir. Bu yüzden sinir biliminin en ünlü hastalarından biri konumuna gelmiştir.

1901 Yılı

Alman Psikiyatr Alois Alzheimer, Alzheimer teşhisi konan ilk kişi olan Augeste Deter ile ilgili ayrıntılı notlar tutmuştur.

1920 Yılı

1920 yıllarında elektroensefalografi (EEG) kullanılarak beynin yaydığı elektrik ölçülmeye başlandı. Bu sayede beynin farklı bölgelerinin, kişinin o an yaptığı davranışa göre nasıl etkilendiğini gördüler.

EEG hakkında daha fazla bilgi için yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.

1960 Yılı

Bu yıla geldiğimizde EEG’de bulunan sınırlılıkları aşan pozitron emisyon tomografisi yani PET geliştirildi. Bu tarama kan akışının değişen düzeyini incelemeye izin verdi.

1990 Yılı

Bu yıllarda ise fMRI tekniği ortaya çıktı. Bu teknik, PET’ten farklı olarak hastaya radyoaktif izotop enjekte edilmesini gerektirmiyor. Bu teknik beyin araştırmalarını hem psikolojik hem de biyolojik olarak yapmaya olanak sağladı ve çalışmaları hızlandırdı.

Günümüz

Günümüze geldiğimizde ise çalışmalar devam etmektedir. Hala beyin hakkında bilinmeyen bir sürü bilgi bulunmaktadır. Bir yandan yapay zeka ların insan zekasını geçebilir mi diye tartışıldığı şu günlerde insan beyninin daha keşfedilmemiş bir sürü özelliği olduğunu belirtelim.

Kaynaklar:

  1. Popular Science Türkiye sayı 84

Yazar: admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.